Kategoriler
Yazarlar

MUSİBETLERDEN DERS ÇIKARMALIYIZ!

İnsanoğlunun dünya serüveni, iniş ve yokuşlarla başlar; meşakkat, sıkıntı, hastalık, bela ve musibet gibi sınamalarla devam eder. Her günün bir sevinci olduğu gibi, sıkıntı ve mihneti de vardır.

İlk olarak Çin’in Wuhan kenti Hubei eyaletinde görülen, hızla tüm dünyada etkisini gösterdikten sonra ülkemizde ve akabinde Siirt ilimizde görülmeye başlanan birçok insanın ölümüne sebep olan yeni tip Coronavirüs (Covid-19) hayatımızı ve yaşantımızı oldukça kısıtladı. Bu virüs sebebiyle dünyada milyonlarca insan hayatını kaybettiği gibi hayatta olanların yaşantısını da kısıtladı.

Elazığ’da, Malatya’da, İzmir’de 136 yıl sonra merkezi Kurtalan olan Siirt’te olmak üzere depremler yaşadık, çok ama çok canlarımız gitti.

Giresun’da, Ankara’da ve İstanbul’da sel felaketleri yaşandı, bu sellerde yine nice canlar yitti.

Binlerce cinayetler işlendi, kazaların ardı arkası kesilmedi, onlarca şehit verdik, bu sebeple de evlere ateşler düştü.

Acaba bunları ve sebebini düşünüyor muyuz? Bu musibetler kaderimiz mi? yoksa hak mı ediyoruz? Bu soruların cevabını kim verebilir!.

Ağır ve Acı bu musibetlerden ders çıkarmayı hiç düşünüyor muyuz?

Musibetler hidayet vesilesi olur. Nitekim dünyaya dalan kimseler vardır ki başına bir musibet geldiğinde hemen kendini toparlar ve var olma sebebini hatırlayıp hayatını buna göre düzenler. Bazıları ise tamahkârlık yapar, aradan geçen zamanın ardından hiç bir şey olmamış, imtihana tabi tutulmamış gibi başına gelenlerden ders çıkarmaz.

Yüce Allah: Bizlere indirdiği yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim’in Yunus Süresi (10/12) ayetlerinde, “İnsana bir darlık dokunduğu zaman yanı üzere yatarken, otururken yahut ayakta bize yalvarır…”  buyurarak insanların musibet anında Allah’a döndüğünü belirtir.

Ancak kimisi bunda sebat etmeyip musibet geçince yine eski haline döner. Nitekim ayetin devamında, “…ama biz onun sıkıntısını giderince, sanki kendisine dokunan bir darlıktan ötürü bize hiç yalvarmamış gibi hareket eder. İşte aşırı gidenlere yaptıkları böylesine süslü gösterilmiştir.” buyrularak bu gerçek ifade edilmiştir.

Her günün bir sevinci olduğu gibi, sıkıntı ve mihneti de vardır. Akıllı insan, dünyası için ahiretini; sırf ahiret için çalışarak dünyasını ihmal etmeden, itidal ve dengeyi elinde tutan kimsedir.

Dünyamızı mamur ettiğimiz gibi ahiretimiz için de gereken çaba ve gayreti sarfetmeliyiz!

Başımıza gelen her sıkıntı, her bela ve musibetin bizim için birer uyarı niteliğinde olduğunu unutmamalıyız.

Yaşadığınız imtihan dünyasında, kendi hür irademizle baş başa bırakılırken; yaptığımız iyi işlerin mükafatını, kötü ve yanlış davranışların da cezasını karşımızda buluruz. Sınanmak için gönderildiğimiz dünya hayatında, kafamızın estiği, canımızın istediği gibi; helal haram demeden hareket etme selahiyetine sahip değiliz. Ancak iyi ile kötünün, doğru ile yanlışın tebliğini aldıktan sonra; kendi irademiz ve tercihimizle baş başa bırakılıyoruz. Ayağımız taşa değdiğinde kendimizi hesaba çekebiliyorsak, bu bizim iyi bir seyir yolunda olduğumuzu göstergesidir…

Yaşamış olduğunuz ve başımıza gelen son dönemlerdeki bela ve musibetlerin, birer uyarı niteliğinde olduğunu anlamalıyız.

Hep birlikte yeniden huzur dolu günlere kavuşmak için, yüce Rabbimize tövbe edip yalvarmalıyız. Virüsler, depremler, kasırgalar, su baskınları, sel ve diğer afetler; bize, dalmış olduğumuz gaflet uykusundan uyanmamız için ders hükmündedir.

Sözün kısası, başımıza gelen musibetlerden ders çıkarıp; tövbe ve istiğfar etmediğimiz müddetçe, yakamız hiç bir zaman felaketlerden kurtulmayacaktır.

Tüm bu musibetlerin insanoğlunun başından def olunması ümidi ve duasıyla kalın sağlıcakla…

Kategoriler
Genel Güncel Kültür Sanat Yazarlar

“CORONAVİRÜS’TE NORMALLEŞME SÜRECİNDE ANORMALLEŞME”

Tüm dünyayı etkisi altına alan kısa sürede ülkemizde görülmeye başlanan ve akabinde ilimiz Siirt’te baş gösteren yeni tip Coronavirüs (COVİD-19) salgınına karşı alınan önlemler sonrası gidilen normalle sürecinde Siirt’te anormal haller başını almış gidiyor.

Özellikle ilimiz Siirt’te mantığa sığmayan bazı haller mevcut. İlk olarak bu salgına karşı Sağlık Bakanlığı 14 Kural spotunu hazırlatıp, yayınlattı. Bu Kurallar içerisinde sosyal mesafe kuralı, temastan uzak ve maske takmanın salgına karşı etkili olduğu söylense de Siirt’te bu kurallara pek uyulmadığı bu süreçte gözlenmiştir.

“EVDE KAL” denildikçe evde kalmayan mı dersiniz?, maske tak denildikçe maskesiz dolaşıp “Virüs diye bir şey yok”, hatta “Aman bana bir şey olmaz” tavrı bu salgınının takınmayan bu insanlara bulaşmasına neden olmuştur.

Hal böyle olunca, Siirt’te vaka sayıları günden güne baş göstermeye başlamış, akabinde bu salgından insanlar vefat etmeye başlamıştır.

Siirt’te bugüne dek, 38 vatandaşımız Coronavirüs salgınından hayatını kaybetti. Bunu  Biliyor musunuz?

3 binden fazla kişi il ve ilçe genelinde bu salgına yakalanıp iyileşmiş… Onlarca kişi Entübe (Cihaza Bağlı) şekilde tedavi görmüş ve çok sayıda kişi yoğun bakımda yatmıştır. Coronavirüs’te veri belirtmek mümkün olamaz, çünkü 5 iyileşiyor, 25 salgına kapılıyor.. Bu süreçte Sağlık çalışanlarını ayakta bile alkışlamak bile az olurken, ailelerinin ve çocuklarının yüzünü bile unutan doktor ve çalışanlarının olduğunu söylemek mümkündür.

Bu virüsün tedavisi ve ilacı bile belirsiz iken Sağlık Müdürlüğü ve Hastane çalışanları bazı noktalarda yetersiz kalabildiğini biliyoruz, Zira bu hastalara ne gibi bir tedavi uygulandığı da merak konusu…

Son olarak Türkiye’de Plazma tedavisiyle sağlığına kavuşan 2 hastadan biri Siirt Devlet Hastanesinde görevli güvenlik amiriydi. Corona’ya yakalanıp durumu ciddi olan güvenlik amirine, Malatya’da bu virüse yakalanıp sonra yenmiş bir hastadan alınan plazma ile tedavi uygulanarak hasta sağlığına kavuşmuş, bu illetin ne kadar acımasız olduğunu öğrenmiş ve gerçek yüzüne bizzat şahit olmuştuk.

Son olarak Siirt’te Mayıs ayında Ramazan Bayramı’ndan önce Siirt’te vaka sayısı az denecek kadar yani 13’e kadar düşmüştü. Siirt’te Coronavirüs tam da bitiyor derken,  Ramazan Bayramı münasebetiyle akraba ve dost ziyareti için İstanbul’dan Siirt’e gelen Siirtli misafirler, o sıralar salgının yoğun olduğu Batman’dan Baykan ilçemiz Veysel Karani (Ziyaret Belde) hattının Siirt kent merkezine sızması işin rengini değiştirdi.

Batman-Veysel Karani hattından ilimize gelenler ile İstanbul’dan Siirt’e gelenler vaka sayımıza tavan yaptırdı. Bu vaka, vatandaşların toplu olarak kullandığı alanlardan Murat Market’e de ulaşınca olanlar oldu. Market çalışanlarının bazıları bu salgına bulaşmış ve çalışanlardan 1’i hayatını kaybedince iş çıkmaz hal aldı.

Coronavirüs salgını tedbirleri hususunda İl Hıfzısıhha Kurulu gün be gün toplanıp, halkın sağlığı için gerekli adımları atsa da salgın sürecinin Siirt’te sağlıklı yürütülmediği kanaati içerisindeyim.

Cumhurbaşkanlığı başta olmak üzere Sağlık Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı tarafından ülkede normalleşme adımlarının atıldığı günlerde, vaka sayının günden güne artış yaşadığı Siirt’i kapsamamasını, bu yetkililere Siirt Sağlık Müdürlüğü tarafından bildirilmesi gerekir, Siirt bence normalleşme sürecinden faydalanmamalı, ilk salgın döneminde alınan tedbirlerin daha fazlası Siirt’te uygulanması gerektiği düşüncesindeyim.

Neden mi?

Salgının revaçta olduğu bu süreçte Siirt’te kahvehaneler, çay bahçeleri, park ve bahçeler, camiler ve vatandaşların toplu bulunabileceği alanlarda normalleşmeye gidilmesini şimdilik uygun görmüyorum..

Siirt Devlet Hastanesi Acil girişi yanındaki girişe gidip bir bakın Allah aşkına… test yapanların ardı arkası kesilmiyor. mantığa bir bakar mısınız?

Coronavirüs salgını belirtisini kendisinde gören ve hisseden bu salgını taşıyan ve taşımayan herkes test yapmak için aynı sıraya giriyor! Bunun açıklamasını kim yapabilir…

Şayet sırada bulunanlardan 3’ü bu salgını taşıyorsa diğerlerine bulaştırması muhtemel değil mi!…

Her ne kadar Coronavirüs ile ilgili haber yapıp vatandaşların daha fazla bilinçlenip, dikkatli olmaları hususunda paylaşım ve haber yaptığımızda Sağlık Müdürlüğü’nün doğru olan haberlerimizi yalanlayıp hakkımızda suç duyurusunda bulunsa da, yine de söylüyorum, “Daha Sıkı Tedbir Daha İyi Sonuç Getirir”

Yoksa Alim Allah iş çıkmaz bir hal alır daha kötü sonuçlar doğurabilir…

Kategoriler
Yazarlar

DEVLETİN DESTEĞİNİ İSTİSMAR EDEN DOLANDIRICI GİRİŞİMCİLER

Devlet, imkânı olmayıp sanat ve mesleğini icra edemeyenler için verdiği Hibe desteği birçok nemacılar tarafından istismar edilmekte, Devlet zarara uğratılmaktadır. Bu çok vahim ve iğrenç bir durum. Zira bu durum maalesef mümkündür. Her ne kadar bunun önüne geçilebilmesi için Devlet önlem ve kanun çıkarmışsa da, kötü niyetli girişimci istismarcılarca, üretilen şeytani formüllerle bu teğet geçilmekte, hunhar dolandırıcı girişimciler hain emellerine rahatça ulaşabilmektedir.

Nasıl derseniz;

KOSGEB destek formülünde girişimcinin, mesleğine göre departman (iş için gereken malzeme ve Büro) ihtiyacını karşılamaktadır. Bunu da girişimcinin kendi imkanlarıyla yaptığı harcamalar sonrası girişimcinin yaptığı harcamaları gösteren faturayı ibraz etmesi sonrası destek sağlanıyor ve bu şekilde hibe alanlar destekleniyor. Burada nasıl bir üçkâğıt yapıla bilinir ki? Düşüncesi oluşurken, şöyle ki, bazı kötü niyetli girişimci, daha önce elinde bulunan veya sağdan soldan tahsis ettiği derme çatma departmanları ve iş makinalarını yenisi fiyatı kadar faturayı satış firmalarından bir şekil tahsis ediyor ve KOSGEB’e ibraz ediyor. Girşimci daha sonra bu işlemlerden sonra yaptığı harcamanın karşılığını KOSGEB’ten alarak destekleniyor. Dolandırıcı girişimci, bu şekilde yeni malzeme alınmış süsü vererek hem kendisine verilen desteği istismar ediyor hem de Devleti zarara uğratmış oluyor. Bunun diğer adı da resmi yolla istismar dolandırıcılığıdır.

Bu çok dikkat edilirse ancak yapılacak ayrıntılı inceleme ve araştırma ile ortaya çıkabilir. Zira sürekli girişimciye Devlet imkanı sağlayan KOSGEB yetkilileri, bunun önüne geçmeye takati kalmadığından ince ayrıntıya fazla giremiyor. Hal böyle olunca kötü niyeti olan kişiler, girişimcilik bahanesiyle elinde hazır bulunan veya derme çatma aldığı malzemeyi devlete kendisine alınması için satıyor. Bu bence dolandırıcılığın en alçak tarafıdır.

Bu konuda Kanun tasarısı hazırlayan Hükümet ve KOSGEB temsilcileri, hibe desteği konusunda ince eleyip sık dokuması, girişimcinin iyi ve kötü yönünü iyi araştırması gerekir. Şaibeli olduğu tespit edilen kişiler asla desteklenmemeli, gerçek destek, imkânı olamadığından meslek ve sanatını icra edemeyen hak sahibi kişilere verilmelidir.

Kategoriler
Yazarlar

SİİRT’TE “KONKORDATO” RÜZGARI ESİYOR!..

Türkiye ile ABD arasında yaşanan Rahip Brunson olayı sebebiyle, Türk ekonomisinde kurda yaşanan dalgalanma ve beraberinde peş peşe gelen uçuk zamlar, yükselen kredi faizleri, Siirt’te uzun yıllar ticaret yapan birçok şirketi ilan etmeseler bile “Konkordato” ya da diğer bir ifadeyle iflasın eşiğine geldi. Rahip olayı, Siirt’te “Konkordato” rüzgarını beraberinde getirdi. Bu konu kentte çokça bilinmezse de duyulan ve konuşulan konular başında geliyor. Peki, “Konkordato” Nedir ve ne anlama geliyor?..

  • Konkortado” ya da diğer bir ifadeyle iflas anlaşması, son dönemlerin merak edilen konusu oldu. Batık- şirketlerin borçlarını ödeyebilmeleri için alacaklılarla yaptığı anlaşmayı ifade eden Konkordato’nun tarihte de örnekleri yer almıştır.

*Peki, Konkordato nedir ve ne anlama gelmektedir? İşte, iflas anlaşması olarak da bilinen bu sistem hakkında detaylı bilgiler,

*Konkordato, batık şirketlerin alacaklılara borcunun ödenmesi için var olan bir sistemdir.*

*Konkordato müessesesi borçlarını ödemede zorlanan şirket ve kooperatiflerin, bir kısım borçlarından kurtularak borçlarını ödeyebilir duruma getirmeleri için uygulanan bir müessesedir. Bu uygulamada alacaklı ve borçluların konkordato müessesesi kapsamında borç ve alacakları yeniden yapılandırma işlemine tabi tutulmaktadır.*

*Konkordato müessesesi 2004 sayılı İ.İ.K.’nun 285-309. maddelerinde düzenlenmiştir.*

*Finansal yapısı önemli ölçüde bozulan iyi niyetli ve dürüst borçlu işletmeleri ve kooperatifleri korunmayı amaçlayan bir sistemdir. Burada, borçlunun talebinin bulunması gerekmektedir.*

Borçlunun talebi üzerine, konkordato müessesesi işlemeye başlar. Konkordato müessesesi 4 bölümden oluşur.

1-Adi Konkordato

2- İflastan Sonra Konkordato

3- Mal Varlığının Terki Suretiyle Konkordato

4- Sermaye Şirketleri ve Kooperatiflerin Uzlaşma Yoluyla Yeniden Yapılandırılması,

 

*Merak ve endişe konusu şu ki, acaba “Türkiye’de yaşanan Ekonomik krizi Siirt’te atlatamayan ve “Konkordato” eşiğine gelmiş işletme ve kooperatifler, faizi yükselen borçlarını nasıl ödeyecekler! Şayet ödeyemezler ise, “Konkordato” sistemiyle Mal varlığını ve sanat-ı terk mi yapacaklar!..

Bu konuda Siirt’te hangi şirket ve kooperatifler “Konkordato” eşiğine gelmiş, kimler var sorusu aklınıza gelmiyor bu soruyu sormuyor değilsiniz!. Soruyorsunuz da…Çoğu ismi ve işletmeleri biliyorum, ama belki bu işletmeler mücadele içinde olduklarını öğrendiğimden belki “Konkordato” komasından çıkar ve hayata döner ümidiyle şevk ve prestijleri sarsılmaması açısından isim veya işletme belirtmiyorum..

Kategoriler
Genel Yazarlar

GENÇLİĞİN KATİLİ “UYUŞTURUCU”

Merak ve çoğu zaman “bir kereden bir şey olmaz” düşüncesiyle uyuşturucu madde kullanmaya başlayan kişilerin özellikle gençlerde madde kullanımına başlama yaşı 14’e düştü.

Bu konuda büyük görevler edinmesi gereken anne-babalar çocuklarının davranışlarını bir dedektif gibi izlemeleri gerekir. Anne-Babalar dikkat… Madde kullanım riski ergenlik dönemi…

Bu konuda Uzmanlar, çocukların arkadaş etkisi ya da merak ederek madde kullanımına başladıklarını, ilk adımın da sigara ile olduğunu söylüyor.

Bağımlıların çoğu, ‘bir kereden bir şey olmaz’ düşüncesi ile madde kullanmaya başlarlar. Hiç kimse bağımlı olacağını düşünerek başlamaz. Her zaman madde kullanımını kontrol edeceklerine inanırlar. Ara sıra ‘keyif’ almak için kullanım hedeflenir. Ancak bir süre sonra kullanım sıklaşır ve maddenin ‘keyif verici’ etkileri deneyimlenir. Kısa dönemde bir zararı hissedilmez. Ancak kullanım giderek sıklaşır ve daha önce kullanılmış olan dozlar ‘keyif’ vermez hale gelir. Daha yüksek dozlara ihtiyaç duyulur. Doz arttıkça her şey kötüye gider. ‘Bu son kullanımım’ diyerek kullanımlar sıklaşır.

SON KULLANIM HİÇ BİTMEZ

Bir daha asla kullanmayacağım’ şeklindeki söylemler hep ‘son’ kullanımı başlatır. Ama o son kullanımlar hiç gelmez. ‘Ben bağımlı değilim, kendimi kontrol ediyorum’ dendiği anda, madde arayışları, daha yüksek dozda madde ihtiyacı ile artık ‘bağımlılık’ başlamış, iş işten geçmiştir. Uzun bir süre sonra kişi maddenin olumsuz etkilerini görmeye başlar.

“BIRAKACAĞIM AMA BU MERET BIRAKILMAZ” İNANCI

Madde kullanan kişinin, kullanımdan aldığı keyif ile zararlarını da görmeye başladığı anda, kullanımı bırakmak istemesine rağmen kendinde o gücü göremez hale gelir.

“Maddeyi bırakma arzusu ve bunu becerebileceğine karşı inancı kaybolur ve kişi kendisini güçsüz hisseder. ‘Bırakacağım ama Bu meret bırakılmaz ki’ düşüncesi ile hem bırakmak ister hem de kullanıma devam eder. Bu dönemde algılanan zararlar artarsa kişide madde kullanımından kurtulma isteği doğabilir. Maddeyi bırakma isteği, maddeyi alma hissinden daha kuvvetli olduğu için kişinin bu aşamada desteklenmesi ve umut verilmesi onun “becerebilirim” inancını destekler.

Tedavinin bu dönemde çok büyük etkisi olur. Sonunda bir süre bırakılır. Olumsuz durumlar unutulur. Keyif verici etkileri ise hep akıldadır. Her şey yolunda giderken birdenbire ‘Ben kendimi kontrol edebiliyorum, bir kereden bir şey olmaz’ düşüncesi ile tekrar kullanım olur ve kısır döngü başlar.”

BAŞLAMA YAŞI 14, AİLE 2 YIL SONRA FARK EDİYOR!

Araştırmalarda bağımlılık yapıcı maddeye başlama yaşının ortalama 14 olarak belirlenmiş… Bu nedenle ergenlik döneminin madde kullanımı açısından en riskli dönem…

Ailelerin çocuklarındaki bağımlılığı ancak zararlarının büyük oranda başladığı 2 yıl sonra fark edebiliyor.

“Ebeveynler, çocukları madde kullanımına başladıktan en az 2 sene sonra haberdar olmaktadır. Bu süre çok uzun bir zaman dilimi aslında. Bu süre içerisinde yapılacak müdahalelerle belki de ergeni madde kullanımından uzaklaştıracaklar. Bu sebeple ergenlerdeki değişiklikleri iyi takip etmek gerekir.

DEĞİŞEN DAVRANIŞLARA DİKKAT!

Son günlerde değişen birçok davranışı var. Madde kullandığınızdan şüphelenmeye başladınız. Haksız yere suçlamamak, dikkatli davranmak gerekli. Bu dönemde en erken yapılması gereken davranış ergenle sağlıklı iletişim kurmaya çalışmak. Öğretmenlerine, arkadaşlarına yakın çevresindeki kişilere danışarak gözlemlerini sorabilirsiniz. Var olmayan bir şüpheniz olma ihtimaline karşı çok dikkatli olmalısınız. İletişimi arttırmak için girişimlerde bulunmak, madde ya da alkol kullanımıyla ilgili sağlıklı bilgiler edinmesini sağlamak, farkında olmadan yapılabilecek özendirici konuşmalardan kaçınmak, çocuğunuzun ilgi alanları hakkında bilgi sahibi olmak ve bu alanlarda kendisiyle ortak paylaşımlarda bulunmak fayda sağlayacaktır.

ONUNLA KONUŞMAKTAN KAÇINMAYIN!

Bu dönemde siz çocuğunuzla alkol/madde/sigara hakkında konuşmaktan kaçınırsanız, başkaları sizden önce konuşup yanlış bilgilendirebilir. Kısa ve basit mesajlar vermek her zaman etkilidir. Önemli olan yaşına ve beklentisine uygun bilgi vermektir. Meraklandıracak, ilgi çekecek şekilde anlatmaktan kaçınmalıdır. Çocuklarımıza küçük yaşlardan itibaren kendilerini, bedenlerini korumayı ve riskli durumlarda hayır demenin gerektiğini öğretmeliyiz.

MADDE KULLANAN ÇOCUĞUNUZDA HANGİ İŞARETLER VAR?

1-Madde kullanmaya başlayan kişilerdeki ilk değişiklik çevrelerinde yapmış oldukları değişikliklerdir. Eski arkadaşların yerini yeni arkadaşlar alır. Maddeye daha rahat ulaşım sağlayabilecek kişilerle yakınlaşır, eski arkadaşları ile görüşmez.

2- Duygu durumu çok çabuk değişiyorsa çok dikkatli olunmalı. Bu süre içerisinde bazen çok neşeli, bazen de çok öfkeli, huzursuz, keyifsiz olabilir.

3- Ders durumunda ani değişiklikler olur. Notları düşmeye başlar, okula devamsızlık görülür.

4- Evde tek başına kalmak istiyorsa ya da arkadaşları ile birlikte dışarıda nerede olduğunu söylemeden buluşmaya başladıysa dikkat.

5- Ailesi ile olan ilişkileri mümkün olduğunca mesafeli tutmaya başlar. Evde daha az zaman geçirmek ister ki ailesiyle çatışmasın.

6- Kılık-kıyafet ya da görünür bir şey almadığı halde, fazla para harcamaya başlar.

7- Kişisel bakımı azalmıştır. Giyimine dikkat etmez. Gözleri kızarır, şişer, vücudunda değişiklikler başlar.

8- Sinirlilik, gerginlik, kişilerarası ilişkilerde sorunlar yaşar, dalgınlık, dikkatsizlik başlar.

9- İçine kapanır. Uyku düzeni değişir. Ya çok uyur, ya da çok az uykuya ihtiyaç duyar.

10- Psikolojisinde karamsarlık, umutsuzluk ya da inançsızlık gibi duygu durumları olabilir.

İsmet AÇIKGÖZ

SİİRTPRESS.COM Genel Yayın Yönetmeni

 

Kategoriler
Yazarlar

GÜNÜMÜZ HASTALIĞI HASET VE KISKANÇLIK

“Haset Ve Kıskançlık, Genelde Düşmanlık, Kibir, Açgözlülük, Önde Olma ve Büyüklenmek gibi Duygular Sebebiyle Ortaya Çıkarmış

Günümüz insanların birçoğunda görülen psikolojik savaşta sayılan, “Haset ve Kıskançlık” insanın silah envanteri ve fiziki temas kullanmadan yaptığı ruh savaşıdır. Birçok kişi karşı cephe aldığı kişiye, “gıybet”, “haset” ve “kıskançlık” savurarak neyi elde edeceğini anlayamıyorum. Oysaki “Haset ve kıskançlık” etmenin toplumda oluşturacağı olumsuzluklarla birlikte insanda ruh sağlığının bozulması ve kalıcı bir hastalık oluşturmasına sebep olur. Uzmanlar, hasedin insan kişiliği ve karakterini ortadan kaldırdığı gibi, Anti Kişilik bozukluğu hastalığına da yol açtığını söylüyorlar. Hal böyleyken, Ey ölümlü fani!  Yüce yaradan tarafından kul olarak eşit yaratıldığın hemcinsin kardeşine güttüğün kin nedir? İslam dinimiz ve yüce kitabımız Kur-an-ı Kerim bile haset etmenin kötü bir davranış olduğunu bildirmiş ve bundan kaçınılmasını istemiştir. Haset etmekte olan insan hem kendini hem de arkadaş ve yakınlarını huzursuz etmiş olur. Haset ve gıybet ile ilgili Yüce kitabımız Kur-an’ın Bakara süresi 213.ncü ayetinde şöyle buyrulur;” İnsanlar tek bir ümmetti. Ayrılmaları üzerine Allah rahmetinin müjdecileri ve azabının habercileri olmak üzere peygamberler gönderdi ve beraberinde hak ile ilgili kitap indirdi ki, insanların aralarında ihtilaf ettikleri şeyler hakkında hakem olsun. Bunda da sırf o kitap verilenler, kendilerine bunca deliller geldikten sonra tuttular arasındaki hırs ve kıskançlık yüzünden anlaşmazlığa düştüler. Bunun üzerine Allah kendi izniyle iman edenleri onların hakkında anlaşmazlığa düştükleri hakka ulaştırıldı. Allah dilediğini doğru yola ulaştırır” sadak Allah-ul azim.
Paylaşma, yardımlaşma ve güven duygularını da zedeleyen Haset ve Kıskançlık, sağlıklı iletişim kurmayı engellediği gibi bu çirkin duyguyu yaşayanlar, kırıcı tartışmalara girer ve başkalarına zarar bile verebilir.

Haset yalnızca günaha sebebiyet veren bir hastalık olmayıp, aynı zamanda sahibinin iyi amellerini de ortadan kaldırır.

Haset ve Kıskançlık eden ölebilir ya da öldürebilir, İlgili haset eden kıskançlara duyurulur, dikkat…

Allah tüm dürüst, kişilikli ve karakterli insanları hesud ve kıskanç insanlardan korusun.

Kategoriler
Yazarlar

NEDEN ? SİİRTPRESS.COM

Merhaba Ben İsmet AÇIKGÖZ. 1983, Siirt/Merkez doğumluyum.10 Çocuklu ailenin son ferdiyim.

Basın Yayın ve Halkla İlişkiler sektöründe büyümüş, eğitilmiş, ve bu konuda belge almış biri olarak memleketim olan Siirt’te, “Sadece doğruların hizmetkarı” şiarıyla çıktığım yolda kurucusu olduğum www.siirtpress.com adlı haber sitesini yayın hayatına sokma kararı almış bulunmaktayım. Bu sektörde Allah kısmet ederse, yapmak istediğim tek şey , Doğru, Objektif, yalan ve dolansız, sadece ama sadece doğruları yazarak, haberlere çıkar amaçsız bakılmak suretiyle olayları ve yaşananları olduğu gibi takip ederek, haberin kaynağını iyice araştırıp, soruşturup, teyit edip, bu şekilde elde etmek, ve bunu 5n1k formatına çevirmek suretiyle, vatandaşlarımızla buluşmayı taahhüt eder, Tüm Siirt Halkına saygı, sevgi ve hürmetlerimi sunarım. Gazetecilikte tek amacım, “HALKIN DUYMADIĞINI HALKA DUYURMAK, HALKIN DUYURMAK İSTEDİĞİNİ KAMUOYUNA DUYURMAK” felsefesi her zaman benim ilk prensibim ve eğitimdeki ders notum olmuştur. Bu çerçevede elimde yıllardır bulundurduğum ve eskitmediğim mesleğim olan araştırma ve gazetecilik sektörünü yeniden sürdürme kararı alarak, www.siirtpress.com adlı haber sitesini siz değerli Siirtli vatandaşların hizmetine sunma kararı aldım. Sizlere hayatım boyunca Gazetecilik ve Habercilik mesleğimden biraz söz etmek istiyorum. Ben Gazeteci bir ailenin kökeninden gelmekteyim.yıllarca gazetecilik mesleğinin bilumum sektörlerinde aktif  görevlerinde bulundum.16 yaşından 19 yaşına kadar Türkiye gazetesi dağıtıcılığı yaptım. Daha sonra yıllarca dağıttığım Türkiye Gazetesinin ve İHA’nın Muhabiri oldum.2008-2010 yılları arasında Siirt’in yerel kanalı Kanal56’da kameraman ve muhabir olarak görev yaptım. Daha sonra yaşadığım bazı tatsız ve talihsiz olaylar yüzünden bu asil mesleğe ara vermek zorumda kaldım.Çok şükür büyük badeler atlattıktan sonra Yüce Rabbim’in yardımıyla yeniden kendimde güç ve kudret bularak bu sektöre geçiş yapmaya karar verdim. Bu kutlu yola uzun uğraş ve alt yapı sonrası www.siirtpress.com adlı siteyi devreye sokarak İnternet haberciliği ve tanıtım sektörüne yeniden geçiş yaptım.

Değerli okuyucularımız, Değerli Siirtli hemşehrilerim, saygı değer büyüklerim ve kıymetli dostlarım, ara verdiğim zaman içerisinde ilk izlenimim, Siirt’te maalesef bu sektörde sözde çalıştığını göstermek suretiyle , gazetecilik mesleğini alçaltma, hafife düşürme ve menfaat üzerine kurmuş bazı insanları görüyorum, bu benim görüşüm, ve bu beni derinden üzüyor. Araştırılması, soruşturulması gereken konular kovuşturulma yerine, masa başında yazılıp habere çevrilmesi çok vahim bir olay. Oysa ki Habercilik emek isteyen bir meslek, umarım bu sektörün önemine ciddiyet gösterilir, ve bu meslek hafife alınmaz ! diyerek sözlerime şimdilik son veriyor, bir sonra ki köşe yazımda buluşmak üzere tüm Siirtli vatandaşlarımıza saygı, sevgi, hürmet ve esenlikler diliyorum…

Kategoriler
Yazarlar

Berber Aynası…

Ba­bam köy­de­ki il­ko­ku­lu bi­ti­rin­ce oku­mak için An­ka­ra’da­ki de­de­si­nin ya­nı­na ge­li­yor. De­de­min Ye­ni­ma­hal­le Gü­ze­lev­le­r’­de bir ci­ğer­ci dük­ka­nı var o za­man­lar. Ba­bam hem oku­yor, hem de okul­dan çı­kın­ca ora­da ça­lı­şı­yor.

Eti en gü­zel şe­kil­de iş­le­me­yi, ter­bi­ye et­me­yi ora­da öğ­re­ni­yor. Bir de ar­ka­da­şı var okul­dan; Ab­dul­lah… İte ka­ka be­ra­ber bi­ti­ri­yor­lar or­ta­oku­lu.
Or­ta­okul­dan son­ra Ab­dul­lah bir ber­be­rin ya­nın­da çı­rak ola­rak ça­lış­ma­ya baş­lı­yor.Bu ara­da bü­yük de­de­min ci­ğer­ci­si­nin üst ka­tı­na, ba­ba­mın ya­şı­tı bir ço­cuk ve an­ne­si ta­şı­nı­yor.

Ha­şa­rı, ya­ra­maz, ko­mik bir ço­cuk… Adı; Le­vent…
Le­ven­t’­le ba­bam li­se­ye be­ra­ber gi­di­yor, ama pek oku­mu­yor­lar! Atıl­dık­la­rı için sü­rek­li okul de­ğiş­ti­ri­yor­lar. Hay­laz­lık­la­rı ve okul asıp sü­rek­li si­ne­ma­ya git­me­ler… Bu ne­den­le hiç­bir okul al­mak is­te­mi­yor on­la­rı!..

 

Bu Yazı Alıntıdır

Kategoriler
Yazarlar

Final Maçı Gibi Olmayan Final!

Tatil beklentisi içerisinde oldukları için, finalin sezon sonuna kalmasının hoşnutsuzluğu içindeki futbolcular; maça ortak bir sıradanlıkla başladı. Ama dakikalar ilerledikçe oyunun içine girdiler, böylece mücadele biraz kızıştı. G.Saray’ın golü, durumu iyice hararetlendirdi.

Pereira, kulübünde son günlerini yaşayan hocaların belirgin can sıkıntısı içindeydi. Takımına, oyuna ve sahada olup biten her şeye karşı umursamaz bir tavır takınmıştı. Yedikleri golde bile tepkisi yoktu.

Portekizli hocanın, kupa finaline kadar geldiği ana kadroyu koruma isteğini, takımı bu güne getiren futbolcularının emeğine bir saygı olarak gördüm ve beğendim… İstese kaleciyi değiştirir, Gökhan Gönül’le başlar ya da başka tasarrufları olabilirdi. Ama yapmadı. Burda onu eleştiremem.

G.Saray, kupayı kazanıp Avrupa’daki cezasını tamamlama niyetiyle; oyuna karşı daha istekli, daha atak ve daha etkiliydi. Podolski ve Sinan’la bir kaç kez kaleyi yoklarken; F.Bahçe Alper Potuk’un tek şutuyla sınırlı kaldı.

Maç öncesi ve esnasında, tribünlerin çirkin, sevimsiz, tehlikeli ve UEFA’nın da yasakladığı meşale rezaleti; bu konuda asla akıllanmayacağımızın yeni bir belgesi oldu. O yüzden ilk yarıya 5 dakika uzatma geldi.

Kategoriler
Yazarlar

Bu Kadar Kapris Yeter

Fenerbahçe sezona renkli hayallerle girmişti. Sonuç hüsranla bitti. İlk önce UEFA Avrupa Ligi’ne erken veda etti, sonra lig şampiyonluğunu Beşiktaş’a kaptırdı, en son da Ziraat Türkiye Kupası’nda ezeli rakibi Galatasaray’a kaybedince beklenen başarı hiç bir şekilde gerçekleşmedi. Sanki son yıllar lig ikinciliğine demir atmış gibiydi.

Sezon bitti, geldik transferlere..

Öncelikle mutlaka iyi bir kaleci lazım. Çünkü Volkan Demirel’in geçirmiş olduğu ameliyat neticesinde ileride ne olacağı belli değil. Savunmanın sağ ve sol kanadına gelince; Caner gitti, Gökhan Gönül de sanki gidecek gibi.. Fenerbahçe Yönetimi Caner’i kuş gibi elinden kaçırınca, Gökhan Gönül’e de yüz vermez oldu.

İstedikleri parayı veremiyorlarmış. Her iki oyuncunun yerine alınacak sıradan herhangi bir futbolcuyu kaça mal edecekler? Benim mantığım Gökhan Gönül’le asgari müşterekte birleşmeleridir.

Mehmet Topal takımın vazgeçilmezinden önceki futbolcuydu. Onunla da sözleşme adına “tık” yok.

Bu Yazı Alıntıdır

Kategoriler
Yazarlar

İnsan Sağlığı Ve Canı Önce Gelir

Fenerbahçe, hakem kararlarıyla Braga maçını kaybedince; Galatasaray derbisiyle birlikte liderliği kovalamak zorundaydı. Kanarya, Türk Telekom Arena’dan galibiyetle ayrılmanın peşindeydi. Fenerli futbolcuların psikolojisi yerlerde sürünürken, tedbir amaçlı derbinin tehir edilmiş olması bence Kanarya’ya yaradı. Çünkü bu kadar motivasyonu düşmüş futbolcularla, Galatasaray karşısında alacağı netice bilinmezlere yelken açacaktı.

Böylesine derbi maçlarının elbette ertelenmesinden yana değilim. Ama insanların can sağlığı önemli olunca eleştiriler teferruattan öteye gitmez. Kısacası ülkemiz böylesine zor günler yaşarken, derbi maç gelecek tarihlerden birisinde oynanır. Bu da dünyanın sonu değildir. Batıda da böyle olaylar olunca, ertelemeler yapılıyor. Paris olaylarını hatırlayın. O günlere yakın zamanda Fransa-Almanya milli maçı oynanacaktı.

Şu anda bizim federasyonumuz ve il güvenlik kurulumuzun aldığı kararın aynısını onlar da almıştı. Onun için ortada çok önemli bir sorun yoktur bence…

Bu arada önümüzde hazırlık maçları nedeniyle uzunca bir milli ara var. Onun için Fenerbahçe’nin zaten yorgun argın Avrupa’dan gelip derbi maçına belirli olaylar nedeniyle çıkamaması da bence bir şanstır. Önümüzdeki arada hem moral motivasyonunu üst seviyeye çeker hem de daha rahat maçlara çıkma pozisyonuna girer. Maçların böylesine olaylarla ertelenmesine sorun gözüyle bakmamak gerekir.

Kategoriler
Yazarlar

Beşiktaş’ta İnancın Zaferi

Beşiktaş özlemiş olduğu kendi stadında, taraftarının desteğini arkasına alarak Kayserispor’u sürklase edercesine farklı kazandı. Eğer gol yollarında daha becerikli olsalardı, attıkları gollerin iki katıyla maçı kazanan olurlardı.

Beşiktaş takım olarak istek, arzu ve inanç doluydu. Belli ki şampiyonluğa baş koymuş; kendi saha avantajını da mükemmele yakın kullanan Beşiktaşlı oyuncular hem oynadıkları futboldan zevk aldılar, hem de farklı kazanarak taraftarlarını mutlu ettiler.

Maçın içeriğine girecek olursak; daha ilk dakikada Quaresma’nın ortasında Gomez gollük topu dışarı attı. Sosa’nın geliştirdiği bir pozisyonda yapmış olduğu asistle bu kez Gomez’in kafa golüyle Kartal öne geçti. 2. Beşiktaş golünde Gomez gol pası verdi, Oğuzhan klas bir vuruş yaptı.

3. gol Quaresma’nın bireysel yeteneklerini iyi kullanarak şov yaparcasına attığı goldü. Tosic’in şutu direkten dönerken, penaltıyı yaratan Quaresma, auta atan Gomez oldu. Son anda sahneye çıkan nöbetçi Cenk Tosun süper golle oyunu noktaladı.

Bu Yazı Alıntıdır.

Kategoriler
Yazarlar

Galatasaray Treni Kaçırdı

Beşiktaş karşısında Galatasaray son 15 maçın en iyi mücadele eden, en çok koşan, en çok kazanmak isteyen takımıydı. Bir önceki yazımda da belirtmiştim; “Galatasaray, rakibinden daha çok koşar, daha çok mücadele eder, kazanmayı daha çok isterse” diye.. Nitekim öyle de oldu ama bu fırtına 60 dakika sürdü. Elbette sahanın her yerinde rakibine saldırıp pres yapan bir Galatatasaray yorulacaktı.

Bir futbol takımı 90 dakika pres yapamaz. Bunu bütün maça yaymalıydı. Beşiktaş derbisi, futbolcular istediği takdirde Galatasaray’ın daha iyi şeyler yapabileceğini gösterdi. Ancak maçı kazanabilir miydi? Bence Yasin’in girdiği pozisyon gol olsa belki..

Galatasaray önümüzdeki sezonun planlarını çok önceden yapmalıydı. Yeni hoca çoktan gelip maçları izleyip bilgi edinmeliydi. Bence tren çoktan kaçtı. Çünkü yönetim devam mı edecek, bırakacak mı belli değil. Üstelik Sarı-Kırmızılılar’ın önünde UEFA Finansal Fair Play kuralları Everest dağı gibi duruyor. G.Saray gelecek sezon şampiyon olmak istiyorsa; az gol yiyen bir takımı kurmak zorunda. Bunun için de defansta köklü değişiklikler yapmalı.

Denayer Manchester City’ye dönecek. Linnes ve Donk bu takımın oyuncuları değil. Semih de stoperde sırıtıyor. Hakan Balta yaşlandı. Carole Beşiktaş maçında (hayret) iyi gözüktü. Galatasaray’ın bir de yaş problemi var. Takım mutlaka gençleştirilmeli. Selçuk’un alternatifi de bulunmalı. Muslera, Sneijder, Podolski takımda tutulmalı. Ancak Sneijder yöneticiliği bırakıp sadece futbolu düşünmeli. Bu takıma mutlaka bir golcü, iki stoper ve forvet lazım. Bunlar alınır mı, bu şartlarda biraz zor.

Kaynak: star.com.tr